KALBİMİZ KİMİNLE BERABER ?

    3/3/2008 · Kategori: hayat

                     www.benidekapatin.com      

           http://www.kapatmayahayir.com/

      

    Yalnızlık Allah'a mahsustur. O'ndan gayrı herkes birbi­rine muhtaçtır. Çağımız insanının bir afeti de yalnızlaşmasıdır. Daha da beteri Rabbine yabancılaşmasıdır. O'nunla ba­rışık olmayan insan, isyan ve nisyan yokuşudur. İnsanın Al­lah ile yakınlaşması ve yabancılaşması kalp üzerinden ger­çekleşir. Çünkü kalp nazargah-ı ilahidir. İlahi tecelliler ora­da yankı bulur. Görüyoruz ki; Allah, insan ilişkilerinde mer­kez kalbdir... Ancak çoğu zaman kalp bu hayati fonksiyonu­nu yerine getiremez oluyor. Çağımızın en önemli hastalığı kalb sancısıdır. Kalp kendisini yaratan Kudret'le bağını ko­parıyor. Kalbi yeniden Yaratıcısına bağlamak gerekiyor. Yoksa serseri mayın gibi dolaşan varlıklar peydahlar...

     

     Sürekli bir değişim ve devinim içinde olan, değişik etki­lerle çalkalanıp duran kalbin, Hak'ta sebat etmesi zorlaşı­yor. Kalp dağınıklığı insanı istikrarsızlaştırıyor... Allah'ın ta­sarrufu altında olan kalbin, batılın tasallutuna terk edilme­mesi gerekiyor. Kalbin parçalanması, Allah ile birlikte başka otoritelerin kalbe egemen olması hayatın iptali demektir. Bu gerçeği görerek kalbde tevhidi bir kararlılık ve tutarlılık sağ lamak lazım... Rab'le iletişimi güçlü kılmak, zihinleri sürekli ilim ve hikmetle, gönülleri de yakin ve itminanla beslemek gerekir... Asrımızın dalalet ve günah tufanları karşısında kal­bi kendi haline bırakmamız, düşünülemez...

     

     Bütün mesele yüreğimizi dayayacak yeri bulabilmek. Bunu başarırsak güven iklimini yakalamış oluruz... Donuk bir dünyada, soğuk insanlar arasında öncelikle Rabbimizin rahmet ve şefkatine yüreğimizi yaslamak... Bunu başarırsak kalbimizde oluşan sıcaklıkla, mekanik bir hayatın kıskacın­da boğulmaya yüz tutmuş nesillerin soluklanacağı, sığınabi­leceği, ısınabileceği bir yürek iklimi sunabiliriz...

     

     Plautos: "Yüreğim var, var ama yüreğimi dayayacak bir yer yok." diyor. İnanç boşluğu... Kalbin fıtratla bozuşması... Yaratana uzak düşmesi...

     

     Şimdi siz, kalbinizin kurduğu bağlantılardan haber ve­rin! Kur'an'ın öngördüğü tarzda rahmet, şifa, nur içeren bağ­lantılar mı? Yoksa sınırsız arzuları, önlenemez hırsları, iğ­renç iştahları doyurmaya yönelik bağlantılar mı? Kalbini yokla... Ruhunun sesini dinle... Kalp atışların nelere işaret ediyor? Yüreğimizi hoplatan ne türden bağlantılar? İş bağ­lantıları mı? Cinsel bağımlılıklar mı? Siyasi bağnazlıklar mı?

     

     Günümüzde Kur'an ayetleri karşısında lakayt kalan, on­ları hafife alan nice ölü ve taşlaşmış kalp sahipleri var... Bu gibi hastalıklı kalbler bakacaksınız ki, şeytana yardım ve ya­taklık ediyor...

     

     Yüreklerimize kimleri konuk ediyoruz? Hangi şöhretle­ri? Hangi dünyanın insanlarını? Ötekilerin dünyasından kim­se var mı? Mesela mazlumlardan, yetimlerden, yoksullardan kimseler var mı?

     

     

     

    Yüreğimizi açık tutabiliyor muyuz? İnsaniyete, adalete, hikmete, uhuvvete ve rahmete... Yüreklerine kilit vuranlar yarın kime gideceksiniz? Özgürlük sloganı ile yola çıkıp, tanımı ve sınırı doğru yapılmayan bir özgürlük savrulması ile tükenenler; en son kendilerini Allah'tan bile bağımsız görme jstikbar ve istiğnası ile yok oluşlarını hazırlıyorlar... Özgürlük dürtüsü önü alınamaz ölümcül sonuçlar doğuruyor... Yürek Özgürlüğünün yolu Allah'a teslimiyetten geçer... Peki, kalbi­miz Allah'a ne kadar düşkün? O'nu ne kadar arıyor? Kalbi Al­lah'a münhasır kılabiliyor muyuz? Oysa ki, O bize bizden de yakın... Şah damarımızdan bile... Kişi ile kalbi arasına giren de O... Kalp sadece O'nun mülkü değil mi? Kalbde ağyar varsa, O oraya girer mi? O'nun girmediği kalbi taşıyanlarda huzur ve güven aramak, başlı başına bir gaflet olmaz mı?

     

     O halde kalbimizle aramız açılmadan, canımız elimiz­den alınmadan, fırsat elimizde iken Allah ve Rasulü bize ye­niden dirilişi müjdeleyen, sonsuz esenliğe yükseltecek bir çağrı ile davet ettiği zaman, canı gönülden icabet etmek du­rumundayız...

     

     "Ey iman edenler! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasulüne (onların çağrılarına) icabet ediniz. Ve biliniz ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve (siz) mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız." (Enfal-24)

     

     Kalbi hayatımız için O'nun çağrısına icabet edeceğiz... Aynı zamanda O'nu da kalbimize davet edeceğiz... Nasıl mı?

     

     Mü'minin miracı olan namazla... Namaz bizi O'nunla buluşturacak... Teheccüdle, tefekkürle O'nunla halleşeceğiz... Secde O'na en yakın olduğumuz an olacak...

     

     İçinde bulunduğumuz ortam ve olumsuzluklar bizi O'ndan alıkoyuyorsa önce yüreklerde başlayan bir hicreti başlatacağız... İhsan kıvamında bir kullukla O'nunla bera­ber olmanın hazzını ve izzetini yaşayacağız... Biz O'nu görmesekte, O bizi görüyor ya, bu bize yeter...

     

     Zikir ile Allah'a ram olmasını, rabt olmasını gerçekleşti­receğiz...

     

     Zaman zaman itikaf ile kalbimizin kiminle olduğunu tesbit yoluna gideceğiz...

     

     Şayet, Allah ile berabersem; ben, benim!.. Yani, varım Yok değilsem, ben neyim ki!?

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

    0 yorum yazılmıştır

« Önceki Yazılar :|: Sonraki Yazılar »

Günlük Video

300*250 Reklam alanı

KUR`AN TEFSİRİ İZLE



Sitene Ekle

VEDA HUTBESİ

VedaHutbesi



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamıyacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizin yaptığınız olayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izininiz olmadıkca evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukca yolunuzu hiç şasırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse başkadır.

"Ey insanlar!

"Cenab-ı Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirascıya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah'ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

"Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

  • Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

  • Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

  • Zina etmeyeceksiniz.

  • Hırsızlık yapmayacaksınız.

  • "İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

    "İnsanlar!

    "Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

    Saheb-i Kiram birden şöyle dediler:

    "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz!"

    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

    "Şahid ol, yâ Rab!Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab!"

    Diyanet Meali
    Elmalılı Y. M.
    Yaşar Nuri M.

    Sohbet

      Cbox sohbet kutusunu buraya koyabilirsiniz