25/11/2007
KARAR VERDİN Mİ ALLAH'A GÜVEN
KARAR VERDİN Mİ ALLAH'A GÜVEN*
"Ey peygamberim, Allah'tan bir rahmet sebebiyle sen onlara yumuşak
davrandın. Allah'ın yardımı ve yol göstermesiyle onlara merhametli,
müsamahalı, şefkatli davrandın. Eğer sen onlara karşı sert, haşin, katı
kalpli davransaydın; onlara karşı anlayışsız, kaba olsaydın muhakkak ki
onlar seni terk edip etrafından dağılıp giderlerdi." (Al-i İmran : 159)
Kıyâmete kadar tüm insanlara, tüm toplumlara örnek olacak bir neslin
yetişmesi için elbette Peygamber Efendimizin böyle davranması gerekecekti.
İşte bu bir peygamber tavrıdır, bir peygamber ahlâkıdır. Bir örnek
davranışıdır bu. "Beni Rabbim terbiye etti ve benim terbiyemi ne güzel
yaptı" buyuran; bizzat Rabbimizin terbiyesinden geçen Rasûlullah
Efendimizin, örneğimizin ahlâkı işte böyle, hep güzellik, hep merhamet olup
Allah'ın yardımıyla hep başarıya ulaştırıcı, güzel sonuçlar tevlid edici bir
örnekti. Kıyâmete kadar müminlere en güzel bir örnektir Rasûlullah'ın
ahlâkı.
Burada örneğimizin, pîşdârımızın bu güzel davranışını, bu güzel ahlâkını
bize arz eden Rabbimiz bize şunları söylüyor: "Ey Müslümanlar, ey her konuda
kendilerine nümûne-i imtisâl olarak sunduğum elçimi adım adım takip etmekle
yükümlü olan peygamber yolunun yolcuları, işte örneğinizin örnek ahlâkı!
Sizler de onun gibi olun. Onun gibi davranın!"
Hanımlarınıza karşı, kardeşlerinize karşı, çevrenizdeki müslümanlara karşı,
işçilerinize, memurlarınıza karşı sizler de böyle davranın. Sizler de
peygamber ahlâkıyla ahlâklanın. Tüm çevrenize karşı merhametli olun. Tüm
çevrenizi cennete götürücü bir tavır sergileyin. Zinhar ne idare
edenleriniz, ne idare edilenleriniz, ne zenginleriniz, ne fakirleriniz, ne
kadınlarınız, ne erkekleriniz peygamber ahlâkını bir tarafa bırakıp böyle
bir sınıf farkıyla birbirlerinizi değerlendirmeyin. Unutmayın ki sizin tek
değer yargınız iman olmalıdır, takva ve teslimiyet olmalıdır.
Evet, biriniz koca olabilir Rasûlullah gibi; biriniz kadın olabilir Hz. Ayşe
gibi. Biriniz patron olabilir Ebu Bekir gibi; biriniz köle olabilir, işçi
olabilir Bilal gibi. Biriniz idareci olabilir Ömer gibi; biriniz tebaa
olabilir Ebu Zer gibi. Ama unutmayın ki Allah nazarında, kulluk noktasında
bunlar arasında asla bir değer farkı yoktur. Hepsi Allah'ın kuludur. Hepsi
Âdem'in çocuklarıdır ve hepsi de topraktandır.
İşte Rabbimizin beyanından anlıyoruz ki bizzat kendisinin terbiye ettiği
Rasûlullah Efendimiz insanlara, çevresindekilere son derece merhametli
davrandı, müsamahalı davrandı, yumuşak ve halim davrandı. Onlara kaba ve
sert davranmadı. Hatalarından dolayı, sürçmelerinden dolayı onları affetti,
onlar adına istiğfarda bulundu. Arkadaşlarının yaptıklarından ötürü
Allah'tan özür diledi. Onlara değer verdi, onlarla iş konusunda, savaş
konusunda istişarede bulundu. Çünkü Rabbimiz ona bunu emrediyordu:
"Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar
verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever."
Ey Peygamberim, onları affet, onların kusurlarından ötürü istiğ-farda bulun,
kendin hakkındaki haklarını Allah'tan bağışlamasını dile! İş konusunda
onlarla daima müşavere et! Daima onlarla istişare ederek, onların
görüşlerine müracaat ederek, kendilerine değer verdiğini ortaya koyarak, bu
din işinin, bu hayat programının kendi meseleleri olduğunu, binaenaleyh
kendi öz meselelerine sahip çıkıp kafa yormaları, fikir beyan etmeleri,
katılımda bulunmaları konusunda, aklî güçlerini ortaya çıkarmaları konusunda
da onlara imkân hazırlayarak onlarla dayanışma içinde bir hayat yaşa!
Ey Peygamberim, Allah adına birlikte yaşadığınız bir hayatın problemlerinden
onları da haberdar et. Kararını onlarla birlikte ver. Ama vereceğin tüm
kararlarında, tüm hayat problemlerinin çözümünde Allah'ın dini, Allah'ın
arzuları hâkim olsun. Allah'ın kitabının âyetleri doğrultusundan şaşma. Bir
savaş kararı mı alacaksın? Bir barışa mı karar vereceksin? Medine'de bir
müdafaa savaşına mı karar verdin? Arkadaşlarının arzusuyla bundan vazgeçip
Uhud'da düşmanı karşılamaya mı karar verdin? Hangi konuda bir karar
vermişsen artık verdiğin o kararında sebat et. Bir şeye azmedip karar verdin
mi sadece Rabbine tevekkül edip, sadece Rabbine güvenip, dayanıp, ona
sığınıp yürü. Çünkü kesinlikle bilesin ki Allah, kendisine güvenip,
kendisine tevekkül edip, kendisini velî ve vekil bilip tüm işlerini
kendisine havale edenleri, yolunda yürüyenleri sever.
Rasûlullah Efendimiz Uhud savaşının başlangıcında ashabını toplayarak bu
konuyu onlarla istişare etmişti. Kendi fikrini açıklayıp onların fikirlerini
almıştı. Allah'ın Rasûlü Medine'de kalıp gelmekte olan düşmana karşı bir
müdafaa savaşı vermeyi düşünüyordu. Ama istişare ettiği ashabı arasında daha
önce Bedir'de bulunamayıp düşmanla karşılaşmaya can atan, bir meydan
muharebesi için yanıp tutuşan gençler vardı. Bunlar ısrarla Uhud'a gitmeyi,
düşmanı şehrin dışında karşılamayı ve kahramanca bir savaşta Rasûlullah'ın
yüzünü aydın etmeyi istiyorlardı. Onların bu arzularında ısrarlarını gören
Allah'ın Rasûlü kendi fikrinden vazgeçip onların bu arzusunu kabul etti.
Sonra bu gençler Rasûlullah'ı üzdüklerini, O'nun arzusuna muhalefet
ettiklerini zannederek pişman oldular ve gelip şöyle dediler:
"Ey Allah'ın Rasûlü, sizin arzunuzun aksine bir şey isteyerek galiba bizler
hata ettik. Bu tavrımızdan ötürü bizi affet ve nasıl istersen öylece yap!
Biz sizinle beraberiz."
Allah'ın Rasûlü artık kararını vermişti.
"Bir peygamber, bir şeye karar verip azmetmişse, savaş için zırhını giymişse
artık zırhını çıkarmak, kararından dönmek ona yakışmaz" dedi, kararında
azmetti, sebat etti. Gitti Uhud'a, sonuna kadar direndi, dayandı orada.
Allah'a itimat edip, tevekkül edip savaş meydanında yerine çakılmış gibi bir
adım bile geriye atmadı, kaçmadı. Büyük bir azim ve cesaretle bozguna
uğrayan, kaçmaya çalışan arkadaşlarının arasında ordusunu toparlamaya ve
kaçmalarına engel olmaya muvaffak oldu.
İşte bu, O'nun Allah tarafından kendisine kazandırılan ahlâkının savaş
yönünü, azim ve cesaret yönünü, Allah'a güveninin tam oluşundan dolayı
kaçmayı aklının ucundan bile geçirmeme yönünü teşkil ediyordu. O, sadece
Allaha güveniyor, sadece O'na sığınıyor, kendisini sadece O'nun koruyacağını
bildiği Rabbine tevekkül ediyor, vekâletini O'na veriyor ve zaferi, yardımı
O'ndan bekliyordu.
İşte daha önce ashabıyla istişare edip de bu istişaresinin sonunda kendi
fikrinden vazgeçip, onların isteklerine tâbi olup, orada da başına bunlar
gelince artık ashabıyla müşavereden vazgeçme gibi kalbinden bir duygunun
geçmemesi, istişare ettiğine pişmanlık duymaması için Rabbimiz burada açıkça
müşavere emrini veriyordu. Hakkında Allah tarafından bir âyet indirilmemiş
konularda Allah'ın Rasûlü müminlerle istişare etmeliydi. Kesinlikle
biliyoruz ki müşavere eden bir toplum en güzele, en doğruya ulaşmaya
muvaffak olur.
*Ali Küçük*



0 yorum yazılmıştır