KUR’AN BİZE İNDİRİLDİ

    31/5/2008 · Kategori: kur an

    Evet, Kur’ân “biz”e indirildi; biz “insan”lara. Kur’ân’ı eline alıp sayfalarını şöyle bir karıştırmaya başlayanlar, hemen her sayfasındaki “ey insân!” ya da “ey nâs: ey insanlar!” ifadesiyle irkilip kendilerine gelirler!

    Evet, Kur’ân “biz”e gönderildi, “biz”e seslendi; yani biz “inananlar”a, ilahî mesajın hak olduğuna îman edenlere: Müminler, her adım başı “yâ eyyühellezîne âmenû: ey îman edenler!” hitabıyla imanlarını tazelerler!

    Evet, Kur’ân “biz”i muhatap kabul buyurdu; biz akıl, fikir, izan ve anlayış sahiplerini; basiretini, ferasetini, idrakini, şuurunu, mantığını kullananları; kalbi/gönlü, gözü ve kulağı olanları; yani biz düşünebilenleri…

    Ve Kur’ân, sadece sevap kazanmak maksadıyla tekrar edilip durulan bir mukabele kitabı, ölülerin ruhlarına bağışlanan bir dua mecmuası, hastaların üzerinde taşıdıkları bir hamail, yahut muska, özel mahfazalarda saklanan esrarengiz, efsunlu bir kutsal metin olarak da indirilmedi.

    Kur’ân, biz insanlar, biz inananlar, biz akıllılar, biz düşünenler onu gereği gibi okuyup anlayarak mesajları üzerinde düşünelim, zihinlerimizi ve gönüllerimizi onunla arındıralım, her emrini yerine getirip her yasağından kaçınalım; kısaca Allah’a hakkıyla kul olalım diye gönderildi.

    Kutsal kitaplar içinde yalnızca Kur’ân, kendisinin nasıl okunup anlaşılması lâzım geldiğine ve nasıl hayata aktarılması gerektiğine ilişkin şaşmaz ilkeler ortaya koydu.

    İşte biz, bu yazımızda, Kur’ân âyetlerinden hareketle tespit edebildiğimiz Kur’ân okuma ilkelerinden bir kısmını hatırlatacağız:

    * Şeytandan Allah’a sığınarak ve Allah’ın adıyla Kur’ân okumak: Kur’ân okurken saptırıcı şeytanın vesvesesinden Allah'a sığınıp “e’ûzü bi’llâhi mine’ş-şeytani’r-racîm” demek gerekir: "Kur’ân okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın." (16/98) Ayrıca Kur’ân okumaya Allah’ın adıyla, yani besmele ile başlanmalıdır; yani Allah adına, O'nun lütfu ve keremi ile, O'nun koruması ve gözetimi altında, O’na hakkıyla kulluk etmek ve O'nun rızasını kazanmak için... "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla." (96/1)

    * Kitabı gereği gibi; “tilâvetin hakkını vererek” okumak: Bakara, 121. âyet şöyledir: “Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler onu, tilâvetinin hakkını vererek okurlar.” Bize verilen Kitab’ı, “tilâvetin hakkını vererek okumak” ise; onun her âyetinin manasını anlayıp hükümlerini düşünerek, kalbimizde hissederek, içimize sindire sindire, yavaş yavaş kırâat etmek ve bütün emirlerine uyup bütün yasaklarından kaçınmaya azmetmek demektir.

    * Kur’ân’ı tertîl üzere ve en uygun zamanda okumak: Müzzemmil, 4’te, Kur’ân’ın “tertîlen” yani dosdoğru ve güzel bir tarzda, açık açık, hakkını vere vere, sesin mânâ ile ilişkisini ayarlayarak, ruhî ve manevî bir uyum içinde, anlayıp hayata aktarma kararlılığı taşıyarak okunması emredilir. Müzzemmil, 6’da ise, Kur’ân üzerinde yeterince düşünüp mesajını kavrayabilmek için en uygun vakit olarak "gece kıyâmı/neş’esi" tavsiye edilir.

    * Kur’ân’ı peyderpey okumak: İsrâ, 106’da ilâhî mesajın iyice anlaşılıp anlatılarak gönüllere yavaş yavaş sindirilmesi için Kur’ân’ın bölüm bölüm indirildiği belirtilir. Dolayısıyla Kur’ân, ara ara, dura dura, azar azar, bir bir uygulaya uygulaya okunmalıdır.

    * Allah’ın âyetlerini düşüne düşüne okumak: Kur’ân-ı Kerîm, her sayfasında Allahu Teâla’nın kainattaki âyetleri(delilleri) ve kitaptaki “âyetler”i üzerinde derin derin düşünülmesini (tefekkür, tezekkür, tedebbür, akletme, fıkhetme…) emreder ve mesajlarının ancak böyle bir okumayla anlaşılabileceğini vurgular.

    * Vahyi yüreğinde hissedip duygulanarak okumak: Kur’ân’ı, Allah’ın sonsuz gücü ve kudreti karşısında heyecan duyup tüyleri ürpererek (39/23), cehennem azabından korkup titreyerek (59/21) ve zaman zaman gözleri yaşararak (5/83) okumak gerekir.

    * Kur’ân’ı kendi bütünlüğü içinde okumak: Kur’ân'ın bütününü bilmeden bir kısmını, bir âyetini ihmal ederek diğer âyetlerini anlayamayız. Onun kendi kendini açıklayan, bu yüzden de tekrar tekrar okunmayı gerektiren gayet sistematik bir yapısı vardır. O halde Kur’ân’ı kendi konu ve kavram bütünlüğü içinde okumalıyız.

    * Kitâb’ı ders yaparak okumak: Kur’ân, “Tedris etmekte olduğunuz Kitâb uyarınca Rabb’e halis kullar olun." (3/79) buyurur. Rasûlullah(s.a.v.) da Kur’ân’ı cemaat/ekip halinde ders yaparak, birlikte müzakere ederek okumayı önerir ve böyle yapanların üzerine Allahu Teâlâ’nın “sekinet” indireceğini de müjdeler.

    * Kur’ân’ı yaşamak için okumak: Mümin, kıyamet gününde bu Kur’ân’a uyup uymadığından dolayı hesaba çekileceğinin (43/44) bilinci içinde, onun hiçbir mesajını kaçırmamak için dikkatle okumalı ve Abdullah İbn Mes’ûd (r.a)’un tavsiye ettiği gibi, bir âyetini hayatına aktarmadan diğerine geçmemeli, Hz. Rasûl(s.a.v.) gibi “yaşayan Kur’ân” olmaya gayret sarfetmelidir.

    * Allah’ın Kitabıyla irtibatı kesmemek: Şeytan’a, kıyamete kadar bize Rabb’imizi ve onun emirlerini unutturmak için mühlet verildiğini asla aklımızdan çıkarmayarak Kur’ân’ı sürekli ve kesintisiz olarak okumalı, onu “terkedilmiş” (25/30) bırakmamalıyız. Bilmeliyiz ki, Kitâb’dan bir süre uzak kalmak, kalplerimizin katılaşmasına (57/16), kararıp paslanmasına ve nihayet helak olmamıza yol açar.

    İmdi, müminler olarak, geride bıraktığımız “Kur’ân ayı” ramazanda olduğu gibi, her fırsatı değerlendirerek, yukarıdaki ilkeler doğrultusunda bol bol Kur’ân okumalı, onun ebedî hakikatlerini anlamaya çalışmalı ve hayatımıza aktarmalıyız. Ramazan’da edindiğimiz güzel davranışları, ibadet aşkını, Kur’ân zevkini Ramazan’dan sonra da bir ömür boyu sürdürmeliyiz. Bilmeliyiz ki “gerçek kurtuluş”a ermenin şaşmaz ölçüleri Kur’ân’da ve “Yürüyen Kur’ân” olan Hz. Rasûl(s.a.v.)’ün nezîh sünnetindedir.

    Unutmayalım ki, biz Kıyamet Gününde Kur’ân’a uyup uymadığımızdan dolayı hesaba çekileceğiz.

     

    Kaynak : www.ilkadimdergisi.com

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

    0 yorum yazılmıştır

« Önceki Yazılar :|: Sonraki Yazılar »

Günlük Video

300*250 Reklam alanı

KUR`AN TEFSİRİ İZLE



Sitene Ekle

VEDA HUTBESİ

VedaHutbesi



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamıyacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizin yaptığınız olayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izininiz olmadıkca evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukca yolunuzu hiç şasırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse başkadır.

"Ey insanlar!

"Cenab-ı Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirascıya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah'ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

"Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

  • Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

  • Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

  • Zina etmeyeceksiniz.

  • Hırsızlık yapmayacaksınız.

  • "İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

    "İnsanlar!

    "Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

    Saheb-i Kiram birden şöyle dediler:

    "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz!"

    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

    "Şahid ol, yâ Rab!Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab!"

    Diyanet Meali
    Elmalılı Y. M.
    Yaşar Nuri M.

    Sohbet

      Cbox sohbet kutusunu buraya koyabilirsiniz