Şimdi, İnfak Vakti...

    30/9/2007 · Kategori: hayat

                                                                  

                                                       Şimdi, İnfak Vakti...


    İnsan denen muhteşem muammayı en iyi çözümleyen, kuşkusuz, Kur’an’dır… Kur’an insanın gizli şifrelerini, bastırılmış duygularını deşifre eder… İnsanoğlunun ruh dünyasındaki gizemlilikleri çözmek vahiy eksenli bir yolculukla mümkündür… İç dünyamızdaki negatif ve pozitif unsurlar, anlam kodları, deruni alemin haritası yani insanın saklı fotoğrafı Kur’an’a yüklenmiştir…

    Doğru olan, insanı Kur’an’dan tanımaktır… İnsanın eşya ve mülk ile olan ilişkisini değerlendirirken, Kur’an şöyle buyuruyor:
    ‘‘Gerçekten insan, bencil ve hırslı olarak yaratıldı.
    Kendisine bir şer(kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.
    İyilik dokunduğunda ise pinti kesilir(cimrilik eder).’’ (Mearic 19-21)
    İnsanın ‘‘sahip olma’’ güdüsündeki hırsına şu ayet-i kerime dikkatimizi çekiyor:
    ‘‘… İnsan pek cimridir.’’ (İsra 100)
    Bir çok cürmün temelinde bu ‘‘cimrilik’’ vardır… ‘‘Sahip olma’’ güdüsü zamanla mülkün Sahibi’ni unutturuyor, ardı sıra sahip olma ve sömürü savaşları başlıyor… Hırsımızı ve zaafımızı bilen Rabbimiz bu tehlikeye işaret ediyor ve çözüm öneriyor:
    ‘‘ALLAH yolunda infak ediniz ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız. İyilik ediniz. Şüphesiz ALLAH iyilik edenleri sever.’’ (Bakara 195)
    İnfak, insan ruhundaki yüce hasletleri harekete geçirir… Amellerin ihsana dönüşmesine vesile olur… Aklın irfana, kalbin imana açılıp ısınmasına zemin hazırlar… Nefsin arınmasında infakın etkisi küçümsenemez…
    Kazanma hırsını, sahip olma güdüsünü, servet edinme sarhoşluğunu infak ile dizginlemek mümkündür… İnfaka ikna olmayan insan, doyumsuzdur…
    Nefsi emarenin pintiliğini ve cimriliğini infak ilacı ile giderebiliriz…
    İnfak, mülkün asıl Malik’ini hatırlayıp, O’na tevdi etmenin ifadesidir…
    İnfak, mal üzerinden gerçekleşen ruhi terbiyenin bir parçasıdır…

    İnfak, ALLAH’a itaat ve ibadeti ilke edinenlerin maddi imkanlarını ALLAH yoluna tahsis etmeleridir… İnfak mümini mala tutkunluk zilletinden, paraya kulluk sefaletinden kurtarır…
    İnfak, yeryüzü bağımlılıklarından özgürleşerek, gök merkezli güzelliklere kanatlanmaktır…

    İnfak, toprak eksenli zevklerden sıyrılıp, yüce bir vicdan zevkini idraktir… Böylece iç huzurun merdivenlerini tırmanarak, veraların verasına uzanmak mümkün olur… İnsanlık kalitesini arttıran, insana merhamet yükleyen, ruh ve duygu planında yücelten en etkili eylem, infaktır…

    İnfak eylemi, yürekler arasında ülfet, ünsiyet, merhamet ve uhuvvet ören esaslı bir aşıdır…
    Gönüllerde sevgi halesi oluşturan esrarlı bir kimyadır…

    İnfak, sosyal değişimlerin belirleyici dinamiklerinden biridir ki, medeniyetlerin inşası ve imhası bununla ilgilidir…
    İslam medeniyeti; ‘‘verme kültürü’’ öne çıkan, ‘‘infak toplumu’’ olma bilinci ile hareket edenlerin eseridir…
    Zaten yaşadığımız dünya iki toplumlu bir dünyadır: Biri infak toplumu yani İslam toplumu, diğeri ise israf toplumu, yani isyan yolunu seçenler…

    İslam toplumunda, üretim felsefesi, kâr telakkisi infak bağlamında gerçekleşir… Bu toplumda, inhisar yok! İhtikâr yok! Esas olan infak ve

    ihsandır… Çünkü, aksi taktirde sonuç inkıraz ve krizdir…
    İnfakı olmayan toplumların nifaktan kurtulması, korunması çok zor… Salah ve felaha ulaşmanın yolu salat ve infaktır… Toplumsal karmaşaya, ekonomik krize karşı en etkili tedbirin infak olduğunda kuşku yok…
    Modernizmin saçtığı çıkarcı, fırsatçı, hazcı hastalıklara karşı ancak infak ve ihsanla direnebiliriz… Dünyacı, bireyci, benci virüsleri infak ile dezenfekte edebiliriz…
    Şeytanın ‘‘fakirlikle korkutmasına’’, nefsin bencilliğine karşı imanın galebe çalması, infak bilinci ile mümkündür…
    İnancımız o dur ki; infak, kişinin kendi insiyatifine bırakılan bir lütuf değil, ALLAH’ın yoksullara verilmesini, ‘‘hak’’ olarak emrettiği bir paydır…
    ‘‘Ve onların mallarında belirli bir hak vardır.
    Yoksul ve yoksun olan(lar) için.’’ (Mearic 24-25)
    İnfak hayatı, paylaşıma dayalı bir yaşam demektir… Herkesin rüyasını gördüğü, özlemini çektiği bir hayat… Bu hayatta infaktan daha öteside vardır: İsar… Kendi hakkını kardeşine devretme erdemi…
    Acaba bu gün bizler bu seviyenin neresindeyiz? İnfak, ihsan ve isardan nasibimiz nedir? Toplumsal dayanışmamız ne durumda?
    İnfak ruhu törpülendi…
    İçimizdeki ve dışımızdaki şeytanlar bin bir dereden su getirerek, bizi infaktan, ihsandan alıkoyuyorlar… Geçim telaşı, rızık korkusu iliklerimize işledi…
    ‘‘Yarın ne olacağı belli değil!’’ diyerek, stokçuluğa başlayanlar, gerçek yarınları unutuyor dünya malına kapandıkça kapanıyorlar…
    İnfakı erteledikçe, kardeşliği eritiyoruz…

    İnfak sorumluluğu hatırlatıldığında kem-küm etmeden, yüz rengi değişmeden eli cebine giden insanlarımız azalıyor…
    Masa, kasa, nisa sınavı bu gün daha bir girift, daha bir çetin… Bu infak sınavını vermek zorundayız… Elimizi çabuk tutmak mecburiyetindeyiz…
    Vermemiz gerekeni verelim ki, yarın mahşerde boynumuza dolanmasın!..

    ‘‘Sizden birine ölüm gelip de: ‘‘Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen bende böylece sadaka versem ve salihlilerden olsam’’ demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak ediniz.’’ (Münafikun 10)
    Ertelenmeyen infak… Ötelenmeyen yoksullar… ‘‘Elimiz dar’’ demeden, hemen şimdi infak…
    Ekmeğimizi bölüşmeyi öğrenmezsek, belki yarın ekmeğin tamamı zehir olacaktır…
    Soframızı paylaşmazsak, yer ve gök sofraları bize açılmayacak… Rahmet duracaktır…
    Kapımızı muhtaçlara açmazsak, gök kapıları yüzümüze kapanacak…
    İnfaksızlık bize musibet olarak geri dönecektir… Kıtlık, kuraklık, susuzluk bir sonuçtur… Nedenlerine inmek gerekmiyor mu?
    Eğer vermezsek, gönlümüzün gözenekleri hırsla dolacak ve bizi vuracak…
    Gözlerimiz çevremizdeki yoksulları görmüyorsa, gözlerimizi kaybetmeye başlamışız demektir… Görme
    özürlü olmak buna derler, işte…
    Yoksulların gözü elimizde olanlara takılı kaldı ise, onun bize de hayrı olmayacaktır…

    Ellerinden tutulması gereken, boşlukta bu kadar el varken, avuçlarımızı sıkmayalım… İnsanlara ellerimizi açalım ki, açılan ellerimize rahmet yağsın…
    Sen bir el uzatmışsan, yardıma muhtaç olduğunda sana uzanacak bir el bulabilirsin…

    Efendimiz buyurmuyor muydu?
    ‘‘İnfak et ki, infaka mazhar olmasın.’’
    İnsan harcanmayı istemiyorsa, hemen ALLAH yolunda harcama yapsın… Gerçi, ALLAH yolunda harcamak her yiğidin harcı değil… Unutmayalım ki; hacil ve rezil düşmemek için harcamak şart…
    İnsana yakışan ihsandır… Adam olana düşen görev yardım etmektir…
    Bu gün öyle bir iyilik yapalım ki, insanlığımızın, ölmediğimizin delili olsun…
    İnsanlığımız infakımızla ortaya çıkacaktır…
    Vermek bir iç huzuru, yürek yumuşamasıdır…
    İnfak, iyilik kalp sıkışmasına, ruh daralmasına iyi gelir… bu rabbani reçeteyi uygulayanlar, kendilerini kanatlı bir kuş gibi hafif hissedeceklerdir… İhsan, kalp kasvetini gideren bir eylemdir… Kalbinin katılığından şikayet eden birine Rasulullah(sav) yetimlerin başını okşamasını tavsiye ediyor…
    Başkasının derdiyle dertlenirken, kendi sıkıntını unutuverirsin… ‘‘Öyle dertler, öyle dertliler var ki, benim derdim ne ki?’’ demeye başlarsın…
    Hiç rastlamadık mı?
    Penceresine cam alamadığı için naylon geçirenleri?..
    Kışın çocuğunun su çeken yırtık ayakkabısından dolayı, çorabın üzerine poşet geçiren anneyi?..

    Üniversite yurtlarında arkadaşına çay ikram edecek para bulamayan, yağız ama yalnız delikanlıları?
    Kim bilir hangi köşede sıcak bir aş için kıvranan, yardım eli arayan, kimse yok mu diye çaresizce inleyen nice kardeşimiz var… Belki de çok yakında, yan bina da arka sokaktaki boyasız gecekondu da.?.!
    Kursağına sadece bulgur pilavı inenleri… Muhtarlıktan fakirlik belgesi alabilmek için ezilip-büzülenleri… Yeşil kart almak için kapı kapı sürünenleri… Hiç rastlamadık mı?
    İşte bu bizim insanlık sınavımız…
    Bu dünyada tek başımıza değiliz… Kimi yanımızda, kimi yüreğimizde, kimi uzağımızda ama kalbimizin çok yakın bir kıyısında yaşıyor dünyanın mazlumları, mahrumları, mağdurları… Oralardan, o uzak, o yakın bölgelerden feryatlar yükseliyor… Savaştan başka bir şey tatmamış onbinlerce insanın çığlığı
    yükseliyor, göz yaşları yağıyor üzerimize… Sadece Irak’ta yetim kalan çocuk sayısı 5 milyon’u buldu…
    Savaşın, sürgünün, ambargonun ve açlığın pençesinde yok olan, iniltileri gökkubbede bir bir sönen kardeş lerimiz bize sesleniyor:
    Neredesiniz?
    Merhametli elleriniz nerede?
    Şefkat yüklü sımsıcak yürekleriniz nerede?
    Yürek yakan bu sese kulak verip diyebilmeliyiz ki;
    Özür diliyoruz…
    Siz açken tok uyuduğumuz için… Siz ağlarken gözyaşlarınızı silemediğimiz için… Elleriniz, o öpülesi elleriniz uzanırken bize tutamadığımız için… Ve üzerimizdeki hakkınızı unuttuğumuz için özür diliyoruz…
    Hatırladık ve geldik, diyebilmeliyiz…
    Bize verilenden verme vaktidir… Ekmeğin ve suyun hakkını sahibine verme vaktidir… Bahşedilen nimetlerin değerini yeniden fark etme vaktidir… Elden ele, olandan olmayana verme vaktidir… Verdikçe artacağını bilenlerin harekete geçme vaktidir… Kimi yurdundan koparılmış, kimi çaresizliğe terkedilmiş rengi, ırkı, dili farklı ama kaderi aynı olan insanlarımızla buluşma vakti… Veren el ile alan el arasında kardeşlik köprüleri kurma vakti…
    Yoksulluğun sebebi sadece ‘‘yokluk’’ değildir…

    Bu gün yeryüzünde ki sefaletin sebebi sizce nedir?
    İmkanların kıtlığı mı, yoksa merhametin yokluğu mu?
    Yardım bir gönül eylemidir… Ve eylemlerin en güzeli… Çünkü vermek, Kur’an ahlâkıdır... Paradan, maldan, zamandan, bilgiden, beden gücünden, elinde, avucunda ne varsa, ondan verebilmek… Vermenin hazzını ve huzurunu yaşamak…
    Biz verdikçe, bir Veren’de bize hep vermiyor mu?
    İnfak, sonsuz bir bereketin tohumudur… Bu tohum en temizinden seçilmeli…
    ‘‘Dünya ahiretin tarlasıdır’’ değil mi? Ek ekebildiğin kadar… Ver verebildiğin kadar… Çünkü verdiğin senindir… Veremediğin senin değil, mirasçılarınındır…
    İnfak, imandan bağımsız bir eylem değildir… İnfak bir iman sınavıdır... Elin arkasında iman yüklü bir yürek varsa; o el, veren el olur… Zengin el verebilir diye bir kural yoktur… Nice zengin eller var ki; sıra vermeye gelince nasılda titriyor… Sıkı mı sıkı!

    Efendimiz (sav): “Sahip olduğunuz her nimetin hesabını öbür dünya da vereceksiniz.” buyurunca sahabeden bir zat: “Şu üç hurmanın da mı ya Rasulallah?” dedi. “Evet, o üç hurmanın da!” diye cevap verdi Rasulullah Efendimiz...
    Bu durumda, artık kimsenin “benim neyim var ki; infak edeyim?” deme hakkı kalmıyor...
    O zaman “Bu gün ALLAH rızası için ne infak edebilirim?” Duyarlılığı ile bir infak seferberliği başlayacak... Ümmetin her ferdinin mutlaka infak edebileceği bir şeye malik olduğu anlaşılacak...
    Belki de o vakit, niceleri vermeye doymayan “infak tiryakisi” kesilecek... Hani şu her gün para
    dökmekten usanmayan “sigara tiryakileri” gibi...
    İşte o zaman Salebeleşmekten kaçınacak, Ebuzer’i daha iyi anlayabileceğiz....
    O Ebuzer ki: Eline geçen her şeyi ahiret yurduna göndererek, dünya yaşantısını yokluk sınırına yakın bir seviyede geçiriyordu...Geçici dünya malını değil, ebedi ahiret sermayesini biriktiriyordu... Birikiminin korunduğu mekan ahiretti... Nitekim, “Senin evinde güzel eşya yok mu?” diyenlere: “Biz güzel eşyalarımızı öteki evimize (ahiret yurdumuza) gönderiyoruz.” cevabını veriyordu...
    İnfak, ölüm ötesi kalıcı yatırım... İnfak eden kendini bu gün ile sınırlamıyor, sonsuza açılıyor...
    İnfak ile cennet daha da yakın....
    İşte bunun için, Müslüman sürekli kendini borçlu bilmelidir ve vermek mecburiyetinde olduğunu asla unutmamalıdır...
    Sadaka sığınağına yönelmekten nasıl uzak kalabiliriz? Biliyoruz ki; sadaka bir sadakat sınavıdır...
    Kişisel çıkarın hayatın merkezine konulduğu modern dünya da infak ahlakını kuşanmalıyız...
    Bir yaşam biçimi olarak infakı seçmeliyiz...
    İnsanları “menfaat” fikrinin tahakkümünden kurtarmak gerekir... Gerçek anlam da dürüst mümin, fedakarlığı ile kendini ortaya koyan, menfaatına bakmadan cömert ve mert ilkeli bir duruş üzere bulunandır...
    İnfak bir marifettir... Müşfik olanlar ancak münfik olabilir... Olmayanların yolu nifaka çıkar...
    Rabbimizin şu uyarısını şimdi daha iyi anlıyoruz:
    “Size ne oluyor ki; ALLAH yolunda infak etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mirası ALLAH’ındır...” (Hadid-10)


    Şimdi infak vakti! Ramazan bizi infaka çağırıyor....

    Unutmadan şunu da hatırlatayım...
    Kendinizi, birikiminizi, geleceğinizi garanti altına aldınız mı?

    Yani infak fonuna sigortaladınız mı?

     

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

    0 yorum yazılmıştır

« Önceki Yazılar :|: Sonraki Yazılar »

Günlük Video

300*250 Reklam alanı

KUR`AN TEFSİRİ İZLE



Sitene Ekle

VEDA HUTBESİ

VedaHutbesi



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamıyacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizin yaptığınız olayı sorguya çekecektir. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar, bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izininiz olmadıkca evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukca yolunuzu hiç şasırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslümana kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse başkadır.

"Ey insanlar!

"Cenab-ı Hakk her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirascıya vasiyet etmeye lüzüm yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah'ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenab-ı Hakk, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabı ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

"Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

  • Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

  • Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

  • Zina etmeyeceksiniz.

  • Hırsızlık yapmayacaksınız.

  • "İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

    "İnsanlar!

    "Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

    Saheb-i Kiram birden şöyle dediler:

    "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye şehadet ederiz!"

    Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:

    "Şahid ol, yâ Rab!Şahid ol, yâ Rab! Şahid ol, yâ Rab!"

    Diyanet Meali
    Elmalılı Y. M.
    Yaşar Nuri M.

    Sohbet

      Cbox sohbet kutusunu buraya koyabilirsiniz